FaceTurkey.com

FaceTurkey.com

FaceTurkey.com

FaceTurkey.com

FaceTurkey.com

FaceTurkey.com

FaceTurkey.com

FaceTurkey.com

FaceTurkey.com

FaceTurkey.com

Facebook Kullanıcı Hesapları İçin Güvenlik Önelemi Aldı


İnternette kimlik ve şifre hırsızlığına karşı bilişim devleri yeni bir savaş başlattı. Facebook, Google, Yahoo gibi devleri bir araya getiren DMARC sistemi, daha güvenli bir internet sağlayacak.
Dünyada her gün binlerce kişinin internet kimlik ve şifrelerini çaldırmalarına yol açan ve “phishing” olarak adlandırılan hırsızlığa karşı internet dünyasının devleri bir araya geldi.
Google, Microsoft, Yahoo, Facebook ve Linkedin'in de aralarında bulunduğu15 büyük şirket, DMARC adı verilen ortak sistem ve çalışma grubuyla güçbirliğine gidecek. Bu yolla, e-postaların kimin tarafından gönderildiği konusunda daha güvenilir bir doğrulama sağlanarak, phishing yöntemiyle daha etkin mücadele amaçlanıyor.
Phishing nedir?
Phishing, internet kullanıcılarının e-posta yoluyla kandırılarak kimlik ve şifrelerinin ele geçirilmesi üzerine kurulu bir hırsızlık yöntemi.
Gönderdikleri e-postalara bankalar, Facebook, Google ya da diğer güvenilir internet sitelerinden geliyor görüntüsü veren dolandırıcılar, maildeki linkleri tıklayan kullanıcıları yine sahte sayfalara yönlendiriyor. Bu yolla kişilerin internet kimliklerini ve şifrelerini ele geçiren dolandırıcılar, bunları banka hesaplarını ele geçirmek, şantaj ve daha birçok yasadışı amaç için kullanabiliyor.
İnternet devleri, sosyal medya ağları, bilişim güvenliği şirketleri ve büyük finans kuruluşlarını bir araya getiren DMARC girişimi, phishing yöntemi ve spam'le mücadelede önemli bir aşama olarak nitelendiriliyor. Girişim, “alan adı temelli mesaj doğrulama, raporlama ve uygunluk” sisteminin İngilizce kısaltmasından yola çıkılarak DMARC olarak adlandırıldı. DMARC, phishing ve spam'le mücadelede yeni yöntemler geliştirmeye çalışacak ve ortak politika ve standartlar getirecek.
PayPal, Google ve Facebook'un öncülüğünde oluşturulan ve kullanılan sistem, diğer internet devleri ve phishinge en fazla maruz kalan banka ve finans kuruluşlarının da katılımıyla daha da güçlenmiş oldu. Grupta Microsoft, Yahoo, AOL ve Google'ın yanısıra, Facebook, Linkedin American Greetings Corporation, bankacılık kuruluşları Bank of America, Fidelity Investments ve PayPal, ayrıca bilişim güvenliği şirketleri Agari, Cloudmark, eCert, Return Path ve Trusted Domain Project bulunuyor.
© Deutsche Welle Türkçe
DW/dpa, AŞ/BK
Link: dw-world.de/dw/article/0,,15704476,00.html

Facebook Sohbet Geyik Sitesidir


Bana bile bile lades dedirten, geyik muhabbetinin allahina ev sahipligi yapan bir site. soyle bir goz attim, hakkinda negatif bir seyler yazan hayvan sayisi iki elin on parmagini gecmez, bu bir genellemedir, hirslanip ahan da on iki tane yazilmis diye loyloy yapmayin! her neyse, ben koy ilkokulunda okudum, ilkokul arkadaslarimi hala koyde oldugum zamanlar orada burada goruyorum, coguyla selamlasiyorum, ama sonucta onlar koye kaldi ben okudum adam oldum, facebook sohbet eh muhabbetimiz aynen facebook ta suregelen geyik muhabbetinin bir adim otesine gecmez. durum bu, ama tutun ki ben bir koca sehirde anli sanli bir ilkokulda okumus olsaydim, acaba yine de bu facebook tan kosa kosa benim gibi okumus adam olmus arkadaslarimi arayip tarayip bulup nerelere sigdiracagimi bilemez miydim? yok hic sanmam, neden? cunku benim vaktim cok degerli. ben (bu sahsi bir durumdur) zaten koca sehri bilimum insan geyiklerinden kacmak, hayatimi daha anlamli kilip, isin biraz daha ozune donmek icin terk etmisim. butun bu insanlari bulup akadasim ilan edip sabahtan aksama kadar onlarla mana icermeyen (bence) muhabbetler edecek olsaydim zaten kalkip koca sehirden ayrilmazdim ki hala koca sehirde yasamaya devam ediyor olsaydim da yine de bunu yapmazdim. neden? cunku koca sehirdeki insanlarin pek cogu da yan masasinda oturan is arkadasini facebook a ekleyip oradan muhabbet ediyor, var olan arakadaslariyla dogru duzgun bir iliski kuramamisken tutuyor teee eski muhabbetlere daliyor falan filan. sonucta ben kilim arkadasim bu ise. bastan yanasmadim hic zaten, sonra yogun israra dayanamayip eh peki, bi bakalim bakalim neymis diye yaziliverdim siteye. ama sonuc aynen tahmin ettigim gibi oldu. sanal alemin sanal ve tabii yapay muhabbetleri. o sitenin sana ne faydasi olacagi mechul bililum applicationlarini cozmeye ugrasana kadar bi gazete makalesi okusan, bi sinema yorumu okusan, bi kahve yapip bahcende bi sigara tuttursen, sevgilinle iki muhabbet etsen, donup kopegini kedini gidiklasan, bir fermuar dergisi bitirsen, kitabinin 78 sayfasini bir nefeste okusan, 3 bolum orijinal dilinde battlestar galactica seyretsen sana daha faydali olmaz mi? pek tabii ki herkesin zamanini nasil degerlendirdigi kendi taktirine kalmistir ama ortada genellemesi yapilacak bir tek konu vardir ki bilgisayar basinda gecirilen zamanin insana hic bir faydasi yoktur, tabii sanal dunyayi bilgilenmek icin kullanmiyorsan. vakit kaybidir. yaziktir gunahtir. facebook ta beni en cok gulduren konu da sosyal icerikli applicationlar oldu. facebook sohbet kardesim orada ona buna uye olup millete hava atacagina ya da kendini bir halt ediyor sanacagina, o sosyal icerikli sitelerin kendisine uye olup hicbir sey yapamiyorsan sana arada bir yolladiklari e-maillerindeki ona buna protesto mektuplarinin altina imzani atsana ki elle tutulur bir faydan olsun su icine edip bitirmek uzere oldugumuz dunyaya. aman bi imzayla mi kurtulacak diye dusunursen olmaz tabii, 3-5 imza attiktan sonra bakarsin ki o mektup bir ise yaramis, kapitalist ulkelerden birinin bir haltlar karistirmasi engellenmis. ne oldu, bir ise yaradin. facebook sohbet ta geyik yaparak ne ise yaradin. koskocaman bir hic!
ozetlemek gerekirse facebook ve benzerleri hayatta yapacak daha iyi bir isi olmayan insanlarin degerli anlarini bosu bosuna harcadigi yazik olusumlardir. bu arada sahip oldugum arkadaslarimin yuzde doksan dokuzu da bu siteye uyedir, yani anlayacaginiz ben ciddi bir kitleyi karsima alarak bu yaziyi yaziyorum ama ozgur bir dunyada yasiyoruz. mutlaka bu yazimi okuyup bana had len asosyal salak diyecek olanlar iki elin on parmaginin bin katidir ama bu da benim fikrimdir. degerlidir

Facebook Sözleri

Modaya uyarak birkac ilkokul arkada$i bulayim diye birkac gun once kayit oldugum site. di$aridan goruntusunun yonja vs. aksine "sikecek insan arayan genc bireyler yuvasi"na benzememesi bu kararimda etkili olmu$tu. site beni hayal kirikligina ugratmayarak kar$ima birkac ilkokul arkada$imi cikarmi$tir. yalniz ustunden 15 sene gectikten sonra bi insani gormek cok da muhim degilmi$ o yuzden cok ilgimi cekmedi bu arkada$larim. siteden de arkada$ cevresi standardin ustu olan bir insan olmamama ragmen gunde ortalama 2.500 ki$inin beni eklemesi, surekli "high five" 'lar gondermesi orami burami isirmasi gibi sebeplerle sogudum. dola$irken bir yerde kar$ima 2 kiz cikararak "hangisiyle yatmayi tercih ederdin?" $eklinde bir soru yoneltmesi ise hesabimi deactivate etmeme sebep oldu. artik her gun "baban has written on your wall!!" "jon irenicus has added you to his friends!" "confirm detail: you have met in the bursa kerhanesi." gibi trilyonlarca mail de almiyorum. ozet olarak facebook sözleri kariyerim kisa ve sikici surdu. takiliniz sacma sapan application'larinizla i$iniz gucunuz yoksa. bakin size bir yimirta gonderdim hatch ediyor !
yaşlandım ben artık, böyle zımbırtılardan bi bok anlamıyorum. çok karmaşık, orda burda bissürü şey var, yok oraya onu yaz yok burası bu. millet ısırıyor galiba birbirini. bikaç arkadaşım listelerine eklemiş beni. ulan allahın salağı, her hafta görüşüp yiyip içiyoruz, o olmazsa sinemaya gidiyoruz, beni arkadaş listene eklemenin ne manası var? eskiden üniversitede, tüm gün muhabbet ettiğim insanlarla akşam bir de msn de konuşurdum. e o zaman msn yeni, ben de hayat nezdinde yeni sayılırım, ilginç geliyordu sanırım yada ben avanaktım hafiften (kavak yeli filan da diyolar buna). ama 30 a geliyosun, avanaklık biraz naiften ziyade salakça kaçıyor artık. velhasıl farkettim ki, aslında liseden, üniversiteden, sonracıma yüksek lisanstan, eski işten... ordan burdan görüşmek istediğim de izini kaybettiğim kimse yok benim. hani böyle herkesin iletişim bilgilerinin olduğu adamlar olur, ona sorarsın falancanın telefonu kaç diye, facebook sözleri da öle bişii sanırım. ama bende o rehber adamcıklardan da zaten var. kısaca ihtiyaç duyulan bişi değil bence.
ayrıca bulamadı eski sevgilimi, ...kiim ben böle facebook sözleri u, hayret bişii.
ozel hayatinizi kendi ellerinizle herkese acmanizi saglayan, arkadas listesinin kalabalik olmasiyla sosyal statu sahibi olacagini zanneden trolleri barindiran web sitesi. basinda gecirilen zamanin insana hicbir katki saglamadigi gibi, klasik arkadaslik sitelerinden olmadigi dusuncesiyle yuklenen fotograflar ile yapilan teshircilik, sizi sevdiklerinizden bile sogutabiliyor.
lost gibi oldu, herkes hakkında bir seyler yaziyor, ben yazmayacagim diye direnirken beni de pes ettirmis site.
soyle ki, kesinlikle cevremi degistirmem gerektigini dusundurtuyor.
herkes herkesi taniyor cikar, ona peki tamam diyebilirsiniz ama tum eski sevgililerinizin arkadaslari birbirlerini taniyor cikabilir mi yahu..arkadaslariniz eski sevgilinizin baska bir eski sevgilisi cikabilir mii?
baskasina ne benim fotograflarimdan, uye oldugum gruplardan diyenler privacy bolumunden tagged fotolari ve videolari, uye olunan gruplari baskalarindan saklayabilir, huzura erebilirler.
aman eksik kalmasın diye son vagona çantasız atladığımız oyuncak tren. ulan kanlı canlı kaç arkadaşın var senin diye içimden geçirsem de duyar duymaz kaydoldum. küçük emrahın küçüklüğü gibi kaldım koca networkte ama olsun. bakarsın büyüdüğümde yönetmen bile olabilirim.
çalıştığım kurum tarafından yasaklı siteler arasına girmiş sitedir. bildiğin banlemişler yani bilgi işlemden.
ee bilmem nerede yapılan araştırmaya göre bilmem ne kadar milyon dolar maddi zararı varmış şirketlere.
peki ben çalışabilecek miyim, saatbaşı beni dürten var mı, hoşlandığım çocuğun relationship olayı nedir kontrol ediyim, kim kime içki gönderdi bileyim, kimin wall una kim ne yazdı bakayım, eski sevgilim yeni bişi eklemiş mi gözetliyim, o sinir hatun yeni resim eklemiş mi bakayım, peki benim eklediğim foto ya hiç ytorum yapan var mı, beni herhangi bir fotoda tag eden var mı, bizim lise grubuna yeni eklenen var mı, ilkokulum için grup açıldı mı kontrol edeyim, ve bunun gibi bir sürü soru gün içinde kafamdayken nasıl çalışabileceğim.
ay okudum da yazdıklarımı hakkaten ne kadar boş zaman harcıyomuşum

Facebook Türkiye

Haydi gel bizimle olprogramında da irdelendiği gibi * eski arkadaş, adı üstünde eskidir. zaten hâlâ görüşüyor olsaydık, eski olmazdı. yani insan ilkokul arkadaşını buluyor, ilkokuldan beri görmemiş; ne konuşacağını bilemiyor. cem yılmaz'ın dediği gibi "okumayı söktün mü?" ah ne güzel... elmalar kızarmış, kurdeleler çıkmış, büyümüş, eşşek kadar olmuş. lisedekileri bulduk misal, 10 senedir rastlaşmak, yolda görünce "kesin görüşelim, numaram bu" demek dışında görüşmemişiz bazılarıyla. değişmiş herkes, ismini hatırlamakta zorlandıklarımız var. kimi çin'de kimi avustralya'da, tamam, onlarla haberleşmek için iyi. ama ne kadar yaşlandığımızı ya da hayatın bizi nerelere savurduğunu görmek; "vay, bilmemkim profösör olmuş, aya gitmiş, sen otur burda çömlek gibi" demek ve özeleştiri yapmak için iyi bir site belki de. çözemedim henüzortaokulda hiç sevmediğim ve okul değiştirdiğimde çok mutlu olmama sebep olan bir arkadaşımın bir gece beni hatırladın mıııııııııııı diye mesaj attığı sitedir bu site.
inboxımda bir mesaj var, açıp bakamıyorum. hadi 2 naber, napıyosun, ne iş yapıyosun geyiği tamam da, buluşmak istemek neyin nesidir? hele bir de aynı semtte ikamet ettiğimiz ortaya çıktığından beri kendi semtimde bile korkarak yürür oldum. gerçi ben aynı semtte oturduğumu henüz söylemedim, söyleyemedim. her arkadaşın eskimiş olmadığını anlayamayanlar tarafından değeri anlaşılamayan site. sadece bağlar kopar, nasıl ulaşacağını bilemez insan. yoksa ulaşmak ister ama bilemez. bu arkadaşa eskimiş diyebilir miyiz?
şu anda 30 yaşında olan, yani 1977 doğumlu birini örnek olarak alalım.
1984 yılında ilkokula giderler, 1989 yılında ortaokula başlar, 1992 yılında liseye başlarlar. 1995'de üniversiteye gider, 2000 gibi mezun olurlar.
cep telefonu hayatımıza yaygın olarak 1999-2000 gibi girdi. e-mail ise 2000 yılından sonra yaygınlaştı iyice.
1977 doğumlu bir insanın, hala görüşmüyorsa ilkokul, ortaokul ve lise arkadaşlarının cep telefonu ya da e-mail adreslerini bilmesi mümkün değil. üniversite arkadaşlarının ise sadece bir kısmını bilebilir. ilkokul arkadaşı ile nasıl görüşmeye devam edecek ki? 1989 yılındaki iletişim araçları ile şu andaki iletişim araçlarının kolaylıklarını karşılaştırabilir miyiz?
ve bu 1977 doğumlu insan, facebook türkiye sayesinde ilkokul, ortaokul ya da lise arkadaşlarını bulabiliyor. hepsiyle görüşmek istemesi, daha doğrusu görüşmesi mümkün değil ancak en azından bir hal hatır sormak, nerede olduklarını, ne halde olduklarını öğrenmek bile insanın yüzünde bir gülümseme yaratabilir.
şu anda herkesin cep telefonu var, herkesin msn'i var, herkesin e-mail'i var. tabii ki herkes istediğiyle görüşebiliyor. liseden çıkarken herkes bir birinin nereye gittiğini, ne yaptığını, ne durumda olduğunu msn'den öğreniyor.
yani ne olur.. yapmayın etmeyin.. facebook türkiye 'a laf atmayın. benim listemde 110'un üzerinde insan var, belki 90 tanesinin msn'i ya da telefonu hal-i hazırda vardı ancak 20 kişiden fazlasını facebook türkiye'ta buldum ve bunların belki de 10 tanesi gerçekten görüşmek istediğim ancak nasıl ulaşacağımı bilmediğim insanlar. bir tanesi ile buluştum ve gerçekten çok mutlu oldum. bu bile bana yeter. sağolasın facebook türkiye.. 10 milyar dolarım olsa verir satın alırdım seni..
hadi herkes var dedik, görmediğimiz arkadaşlarımızı bulduk dedik ama içlerinden bir de böyle kişiler çıkınca siteden soğuduk. bir değil, 2 değil ki kardeşim. lisede yüzüne bakmadığımız insanlar bile request yollar oldu.
bu sitenin de boku çıktı diyorum, sonu yakındır diyorum, o kadar..., araştırmalarım sürüyor.
günlük sigara tüketiminden çok entry alan bir başlığın konusu olan, "ilkokul arkadaşı arama" sitesi. ulan kim ilkokul arkadaşını arıyorsa, varsa yoksa tanışalım kaynaşalım. ilkokul arkadaşımı sevsem 10 yıldır bir kere izini arardım. hani iplemiosam, 10 yıl sonra görüp aa holey desem nolacak. hoş memlekete gidip (!) kırk senedir görmediğim çocukluk arkadaşımı görsem, öküzlük etmezdim, özlem ve sevinçle sarılırdım ey ahali, ağlamak istiyorum.
iyidir güzeldir, kaynaşalım, oyun oynayalım yuppi. aslında bana çok uzak değil bunlar zira barda oturup isim şehir benzeri bir oyun oynamışlığım var 2 gün önce.
şu diyalog geçiyor mu çok merak ediyorum:
"ana lan bu dürdane değil mi, vay orospu facebook türkiye 'a girmiş, ortaokulda çıkma teklifimi reddetmişti, 2 yıl süründürmüştü beni şerefsiz. ulan yavşayıp sonradan tekmeyi basıp öcünü alsam mı acaba"
ah aklıma başka bir şey geldi. napster, kazaa, limewire gibi p2p programları zaman içinde bir sürü çöple dolar, sonra başka programa geçilirdi. yeni programlar hep daha az virüslü ve çöp dosyalar, belgeler yayınlardı. günümüzde bu tarz siteler de öle sanırım, misal: x tanışma sitesinin boku çıkar, myspace'e girilir, myspace tavan yapar, sonra orası da çorbaya döner, facebook türkiye çıkar, ona girilir gibi.
poker oynansa girerim ama.
edit: poker de varmış. kumarbaz ilkokul kankalarımı bulabilirim artık.
bir de fightbook istiyorum ben, fight club'dan arkadaşlarımı bulmak için. neden, ilkokulda kurulan çeteler de fight club'a girmiyor mu bir açıdan. orda da birbirimizi dövüyorduk, tenefüslerde, yapacak iş olmadığından.
ilk 2004 yilinda hesap acmistim, uzun sure kullanmadim, fotograf dahi eklemedim, ama gecen aylardan birinde bir sekilde profili olusturdum. yillardan beri fazla hareketli olmayan facebook hesabi bir anda "friend request" ile dolmaya basladi sonradan anladim ki facebook turkiye'de kesfedilmeye veyahut turkiye'ye acilmaya baslamis, hangisi oldugunu tam bilemiyecegim, ilk gunler guzel;
lise, universite hatta ilkokul arkadaslari mesaj yolluyor ancak gelen istegi de geri ceviremiyorsun bir zamanlar "arkadas" dediginiz herkes hakkinizda ki herseyi ogreniyor, yillardan beri neredesiniz, ne is yaptiniz, hangi okullara katildiniz, hangi dereceleri aldiniz, gruplara uye ol, fikir akimlarina katil. yetti artik dedim hesabi inaktif hale getirdim, adamlar pesini de birakmiyor "neden gidiyorsun, ne zaman geri geleceksin" tek bir defa daha online ol hesabi aktiflestirelim diyorlar, hulasa ben kurtulusu boyle buldum, begenmeyenler benzerini yaparlar ancak sanmiyorum ki arkadas listesinde oldugum gecmisime dair insanlar "ne oldu bu adama bir anda sir oldu kayboldu" diye bir duygu yogunlugu yasasinlar zira bir zamanlar reel insanlarin orta zekaliliklarina tahammul edemedigimiz icin sigindigimiz sanal alem bir numarali arkadas bulma, yeni arkadas yapma, arkadas harcama ortami olmus,
facebook ise su gunlerde ticari ve taninirlik bakiminda zirve yapmis bir internet sitesidir, arkadas bulma sitelerinin en yaygin ve kaliteli olanidir
ısırık, tıksırık, zombi öpücüğü, paskalya yımırtası, sex on the beach, sıcak çikolata, kıçına post-it yapıştırma, enseye tokat, her türlü pandik vs saçmalık.
ama mesaj fasilitesi msn yerine kullanılabiliyor. yahoo group'un attachment'a izin vermeyen zihniyetine karşılık, yahooda mevcut grubu burada oluşturup, gayet pratik resim, video upload ederek normal diyaloğunu sürdürebiliyor insan. blog yapmak yerine hazır profilini çatır çatır blog gibi kullanmak mümkün.
ben aradığım kimseyi bulamadım, her ne haltsa, arama fasilitem benim mevcut grubumla sınırlı. ama beni arayan bulan, yıllardır bulamadığım arkadaşım var. şahane oldu.
ha, millet ne yiyor ne içiyor bilmek istemiyorsan, applicationlardan hoşlanmıyorsan, privacy ayarlarından sınırlayıp böyle hadiselerden uzak kalmak mümkün. kim ne kadarını görsün istiyorsan o kadar sınırlama imkanı vermiş adam sana. bence pratik. işine gelmeyene deactivate account imkanı da vermiş. daha ne?
esat kıratlıoğlu'nu gördüm fekat, süper eğlendim.

Facebook'ta Arkadaş bulmak

üye olanın niyeti neyse ona hizmet ediyor bu site. ben birer ikişer yıllardır erişemediğim arkadaşlarımı buluyorum. benim için önemli bu, çünkü 1996 yılında canım ciğerim arkadaşlarımla birlikte okuduğum ortaokuldan mezun olduğumda başka bir ile gittim ve o zaman ne internet vardı, ne cep telefonu. tabii tek giden ben değildim ve giden bir kaç kişiyle bir daha asla iletişemedik. ve bunlardan biri beni facebook'ta buldu. başka bir liseden ayrıldığımda henüz 1998 yılının başlarıydı, internet türkiye için hala lükstü ve benim yaşadığım ilde ilk bir kaç cep telefonundan birini babam almıştı ve telefon evde duruyordu, çünkü çekmiyordu. dolayısıyla ordaki arkadaşlarımın çoğuyla da iletişimim koptu. ve ordan da bir kaç arkadaşımla facebook sayesinde buluştuk. çoğu işinde gücünde, kimi evlenmiş barklanmış adamlar. benim gibi okulu yeni bitireni de var. daha sonra kaydolduğum liseyi ise 1999 yılında bitirip istanbul'a gittim. o zaman internet kafelerin pıtır pıtır patlama mevsimiydi ama sadece benim sürekli kullanacağım bir e-mail adresim oldu o dönem. (oha 8 yıldır aynı mail adresini kullanıyormuşum) cep telefonu hala zengin işiydi ve ben ancak o yıl edinebildim. yine de bağlantımızın koptuğu kişiler oldu. okuduğum üniversiteden de fiili olarak 2001 yılında koptum, ki o arkadaşlarım da henüz internetin geleceğine inanmıyorlardı. herhalde en kötü bağlantı kopukluğunu onlarla yaşadım, daha sonra sim kartım bir yerlere düşünce telefon numaralarını da kaybettim. ordan da en az iki kişiyi buldum face book'ta.
tabii bir de arkadaş ekleme manyaklığı var ki ben ona kapılmadım, çok sıcak ilişkilerde olmadığımız kişileri arkadaş listeme pat diye eklemedim. aradan uzun süre geçtiği için beni arkadaş listesinde istemeyecek olabilenlerin olduğunu düşündüğüm için ilk olarak mesaj atmayı tercih ettim. yok skor peşinde olsaydım herhalde arkadaş listemde 300 kişiden fazlası olması gerekiyordu. oysa benim listem 60 kişilik, ki aslında bu yine de benim için dar bir liste. üç lisans, iki farklı lise, bir mükemmel arkadaşlıklarla dolu ortaokul okuduğum gibi yıllardır da internette bir sürü arkadaş edindim, düşünün ilkokul listede bile yok. onu da eklersek iki ilkokul, ki oralardan hiç arkadaş bulamadım henüz. zaten ilkokulda a takımı tabir edilebilecek grupta bulunduğumdan beni seven pek kimse de bulamam muhtemelen. 
neyse, sonuçta facebook bir şaheser değil belki, ama gerçekten iyi ve hayırlı bir site. ille de bok atılacaksa amacı dışında kullanan kullanıcılara bok atılmalı. neticede yapan adamlar güzel bir iş çıkarmış, bana onlarca eski dostumu buldurmuşlardır. ha, ilişkilere vesile olmak da hayırsız bir iş değildir. kime ne lazımsa onu buluyor işte. zaten eski dost istemeyen, şimdiki dostlarından memnun olan hiç bulaşmaz. bulaşmasın da zaten, sonra ben de onun beni aradığını filan zannediyorum, yavşak yavşak mesaj gönderiyorum.

Facebook hesabını kapatma sebepleri

Face book hesabını kapatma sebepleri facebook'a kayıt olmama sebepleri ile neredeyse aynıdır. mesela;
fazla sosyal değilsinizdir ve kimsenin profilinize uğramamasından korkuyorsunuz. keza kayıt oldunuz ve bu gerçekleşti, facebook hesabınızı kapatırsınız,
çok az arkadaşınız vardır ve bunun o nadir arkadaşlar tarafından fark edilmesini istemezsiniz, keza kayıt olduğunuzda bu da gerçekleşti ve facebook hesabınızı kapatırsınız
"a d s z p, senin ne kadar az arkadaşın varmış öyle, ben seni daha sosyal biri sanıyordum ehehe.."
hele ki bunu ilk fark eden yıllardır platonik aşkınız olan ama bir türlü açılamadığınız komşu kızı leyla ise durum daha bir vahimdir. direkt olarak facebook'a dava bile açabilirsiniz, arkanızdayım.)
*sadece merak ettiğiniz için açmışsınızdır ve merakınız usta bir manikürcü tarafından törpülenmiş gibidir artık, ve siz de face hesabınızı kapatırsınız.
*türkçe'nin sesli harflerinin ne kadar da az rağbet gördüğünü fark edersiniz, facebook hesabınızı kapatırsınız.
*her fotoğrafın altına yorum yazmak zorunda hissettiren facebookkolikler yorucu baskıları ve yorumsuz bıraktığınız fotoğraflarından sebeple size iki saatte bir küserler ve face book hesabınızı kapatırsınız. ( manavdan elma alırken bile fotograf çektirip paylaşanı gördüm. )
*artık doğum günlerinde telefonda kutlamalar ve parti vermeler yerine face book profilinizde parti vermeye çalışan zavallı insancıklarla dolu bir arkadaş listeniz vardır ve bunu fark ettiğiniz an face book hesabınızı kapatırsınız.
*bilinçaltınız ilişkinizin bittiğini veya yeni bir ilişkiye başladığınızı ilan etme zorunluluğunu size dayatır ve facebook hesabınızı kapatırsınız ( ayrılık sonrası ya o benden önce ilişkisi var'ı değiştirip ilişkisi yok yaparsa, buna dayanamam işte, önce ben yapmalıyım bunu!)
*ve özellikle hesabınız üzerinden attığınız her adımı yanlış anlamaya müsait bir sevgiliniz varsa facebook hesabınızı kapatırsınız
oyunlardan dolayı olabilir.
bir kez bu yüzden kapatmıştım. oynamadığım oyun yok ve sürekli yenilik halinde bir değişim içinde hepsi. yeni uygulamalar, yok işte şundan biriktir, git komşularına sor, biriktirince şundan al bak çok güzel. yetişmiyor işte, yetişsin diye kasarken çalışmam gereken zamandan kısıyorum.
finaller geliyor yeniden kapatmam gerek.
en büyük sebeplerinden biri başında fazla zaman geçirmek olabilir. ama bunun dışında yok mahremiyetim kalmıyor, yok insanlar her an beni takip ediyor, yok işte nerede olduğum, fotoğraflarım, okulum, işim kolayca takip edilebiliyor triplerine girmeye gerek yok bence. o kadar da önemli değilsiniz, çok ekstrem bir özelliğiniz olmadığı sürece, kimse de sizi o kadar çok takmıyor istisnai durumlar hariç. ama yine de bu sendrom devam ediyorsa gizlilik ayarları diye bir şey var mesela. üstelik listendekileri bile sınırlandırabiliyorsun, allah seni inandırsın. insanların orada rol yapmalarına, kendilerini başka bir insanmış gibi göstermelerine, vıcık vıcık muhabbetlerini görmeye tahammül edemiyorsanız onlarla ilgili her tür bildirimi, olayı engelleyebiliyorsunuz ya ben o özelliği çok kullanıyorum mesela eğer o insanı silmemi engelleyecek bir bağ varsa aramızda, şiddetle öneririm. aşk meşk olayları için ne yapılabileceği konusunda henüz parlak bir fikrim yok, tek eşlilik iyi bir fikir gibi gelse de kulağa, dünyanın binbir türlü hali var canım.
sebepten sadece birkaçı:
1-"feysten de ekleştik bununla filan." tarzı muhabbet eden samimiyet yoksunu insanlar.
2- "yhaaa, bitsin artık şu teeeeez!" diye duasını feysbukta eden feysbuk dini insanları.
3- aslında yolda görseniz selam bile vermeyecek ya da sizin ona selam bile vermeyeceğiniz insanların arkadaş listesinde olmasının gereksizliği
4- gerçek hayatta ne olduklarını bilmesek yutacağımız tarzda feysbukta takılan arkadaşların gerçek yüzlerini görmekten gına gelmesi.
5- "biz şöyle devrimciyiz, şöyle ülkücüyüz!" tarzı gruplara üye olup gizliden ayar verme ya da misyoner olma çabasındaki insanlar.
6- "sen de paylaş, filan için 100000 üye" tarzı paylaşım ve davetler
vesaire vesaire vesaire...
siyasetin 's'sinden anlamayan ama sürekli ''atammmmm :(" veya "adam gibi adam r.t. erdoğan" hatta inanırmısınız "osman paşa gelecek dertler bitecek" tarzı paylaşım yapan ablaların, seçim yaklaştıkça önlenemez bir hale gelmesi..
aralarında şu sayacağım sebepler dahil daha bir ton benzeri bulunabilecek sebeplerdir :
- normalde cümle kuramayan insanların filozof kesilmesi ve yüzlerce alıntı paylaşımla güzelim şiirlerin, güzel sözlerin anlamsızlaştırılması
- yolda karşılaşsan selam vermeyen insanların tek satır bişi yazmadan sadece arkadaşlık isteği göndermesi
- sen dışında tüm insanların hayatlarının nedense çok mükemmel olması ve bunları an be an fotoğraf albümü yapması
- beğen ve yorum yap butonları olmasına karşın beğenmedim butonu olmaması olsa bile hiçkimsenin kullanmayacak olması
kısacası ikiyüzlülük, klişeler, sosyal yalnızlık ...eski sevgilinin orada olduğunu bilmek ve her seferinde istemsiz bir sekilde onun profiline bakma gereksinimi,ihtiyacı,zorunluluğu hissetmek.kendi benliğini kaybedip orada neden olduğunu unutmak gerçi ne gibi bir amacı olabilir insanın facebook'ta vakit gecirerek.sosyalleşmekmiş pehh..
ömrümden vakit çalan bir zaman kaybetme makinesi "o" na ayırdığım vakitle bir yabancı dil öğrenebilirdim,çok fazla tren yolculuğu yapabilir gerçek insanlarla arkadaşlık kurabilirdim,sokağa çıkıp insanları,hayvanları ve hepsi gerçekken onları gözlemleme şansı yakalayabilirdim,kaldığım dersleri geçebilirdim,ailemle daha cok vakit geçirebilirdim,daha fazla sex yapabilirdim,daha çok düşünüp bir şeyler yazabilirdim buraya ya da farklı bir yerlere vb...
ama belki de bir süreç bunu da yaşamam gerekiyordu diyorum bazen ya da gene kendimi kandırıyorum.
aslında bu birebir bir neden olmaktan ziyade nedenlerin ilk çıkış noktası, o lanetlenesi ateşin ilk kıvılcımıydı.. 
önce masumane video ve resim paylaşımları.. profil fotoğrafları.. listeye eklenen 3-5 iş arkadaşı..
herşeyin çok sıradan başlaması ve içimde hiç kaybolmayan o tedirginlik hissinin gitgide körüklenmesi.. fırtına öncesi sessizliğin yeniden tanımlanması gibiydi..
sen evin o karizmatik reisi, sesi tok cüzdanı pek adam. hane içinde tecrübede en yüksek level sahibi, saygı abidesi pek muhterem baba türbesi ve onun baş üstünde taşınır portresi işte.. yani ne gerek vardı ki? sırf bu yüzden durdurmak için çok uğraş versem de, uğraşlarım babamın (her ne kadar dile getirmese de) "bak benim de gençlerden geri kalır yanım yok hee" takıntısıyla kalkıştığı bu tuhaf kendini ispat halinin önüne geçmekte çok yetersiz kaldı.. sonra madem heves etmiş, bari en azından kafamdaki baba profilinden kaybetmesin diye düşündüğümden, ona ilk öğretmeye çalıştığım ayrıntılar profil kısıtlamalarıydı. hareketlerine tanıklık etmememin daha sağlıklı olacağı kanısına çabuk varmış biri olarak; profilini uzunca bir süre hiç ziyaret etmedim.. ama ne yaparsam yapayım, malesef o dehşet verici sona engel olamadım
birgün kardeşimin "abiiiiiiiiiiiiiiiiii" tonlamasıyla feveran ettiğini duyar duymaz yanına koştum. odadan içeriye girdiğimde ortamı buz kesmişti. klimayı kapattım. sonra kardeşime baktım. bir eliyle yüzünü kapatmış, diğer eliyle bilgisayarın ekranını işaret ediyordu.. baktım, bakmaz olaydım. o günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı
babamın ukrayna'daki eski iş arkadaşının fotoğrafının altına yazmış olduğu "yanıyooooooooo" yorumunu gördüğüm an benim için facebook'un boynuna inmişti giyotin. hemen akabinde oradaki misyonumu artık tamamladığımı farkedip, babam gibi azimli gençlerin(?) önünü açmak için hızla olay yerini terkettim
gitgide hastalık halini alması,
- saatlerce vakit geçirip aslında hiçbir şey yapmıyor olmak,
- farmville türündeki oyunların müptelası olanları görüp "ucuz yırtmışım" diyebilmek (hala daha diyorum),
- aylardır görüşülmeyen ama listede bulunan arkadaşları silememek (aynı şey msn için de düşünülebilir)
- fotoğrafların altına yorum yapanları tanıyamamaya başlamak, "bana neden böyle bişey yazdı acaba, sarkmıyo mu dalga mı geçiyo?" diye düşünerek kafayı yemek,
- popülerliğin kölesi olunduğunu iliklerine kadar hissetmek,
- beynin yumuşamaya başladığını, damardan akan kan gibi hissetmek
- yeni tanışılan birinin telefon numaranı istemeden önce "feysin var mı?" diye sormaya başlaması,
- hesabın 2 hafta içerisinde 4 kere hacklenmesi, hackleyenin profil bilgilerini değiştirip yaşadığı şehir bölümü endonezya yapıp telefon numarasını yazması, son zamanlarda facebook'ta zaman geçirme nedeni (tek neden) olan texas hold'em poker'deki milyonları bulan chiplerin bu ne idüğü belirsiz kişi tarafından 100$'a kadar indirilmesi, bunun bir gün içerisinde olması ve sinirden köpürmek..
hemen hemen 6-7 aydır facebook hesabım kapalı ve inanılmaz mutlu olduğumu söylememe gerek yok sanırım..
en fazla sosyal paylaşım sitelerinden sıkılmak olabilir. yoksa diğer tüm olası nedenler facebook hesabınızda yaptığınız güvenlik/gizlilik ayarlarındaki değişikliklerle ortadan kaybolur. beni hiç kimse görmesin, bulmasın, hakkımda hiç bir bilgiye ulaşılmasın diyen birinin zaten facebook ve benzeri sitelerde ne işi olabilir ki?
* yaşam detayı ve fotoğraf sunumlarından haz etmemek.
* elalemin derdinin beni germemesi.
* elalemin mutluluk ilanlarının beni mutlu etmemesi.
ha "o vakit niye hesap açtın arkadaşım?!" diye çemkirenler olabilir, kendi çaplarında haklılar. lakin hiç denemeden bok atmak adetim değildir.
güdük,yeşil kumaş pantolonlu, asosyalliği zorlamalı cemaat mensubu üniversiteden -bir kelam bile etmişliğin olmayan- sınıf arkadaşının seni inadına eklemek istemesiyle nihayete ulaşan bir yıllık bir serüvenden kurtulmanın serinliğidir.
şunu da göstermiştir ki, bizim insanımız gerçekten şairmiş! ve de faşistmiş...aylarca "arkadaşlık teklifimi niye kabul etmiyorsun" diye sitem eden başta kardeşlerim ve bilimum eş dost akrabaya "sen benim arkadaşım değil kardeşimsin o yüzden kabul etmiyorum, sen benim eniştemsin yahu o yüzden valla, bak bu kişi halanız olduğunu iddia ediyor kabul ediyor musunuz demiyor o yüzden hehe" diyerek kendi savunmamı yapmış bir insan olarak, sonunda gelen manevi ve fiziksel baskılara dayanamayıp kabul ettiğim arkadaşlık teklifleri yüzünden tanıdığım insanlara ve paylaştığım her ota boka yorum yazıp beni çileden çıkaran tanıdıklarıma facebook'u kapatmama vesile oldukları için teşekkürü borç bilirim.
ilk defa bu kadar işe yaradılar. saygılar efendim. facebook hesabımı kapatalı neredeyse 4 yıl olmuş, pişman değilim. yine olsa yine yaparım.* yaşam detayı ve fotoğraf sunumlarından haz etmemek.
* elalemin derdinin beni germemesi.
* elalemin mutluluk ilanlarının beni mutlu etmemesi.
ha "o vakit niye hesap açtın arkadaşım?!" diye çemkirenler olabilir, kendi çaplarında haklılar. lakin hiç denemeden bok atmak adetim değildir

Facebook Faydalımı Yoksa Zararlımı?

Kim ne derse desin faydalı bir sitedir efendim. zibilyon tane aplikasyonu, vampiri kumpiri geçersek evet, insana eski arkadaşlarını bulduruyor. evet, zamanımızın teknolojisi ve iletişimi ev telefonu ve ev adresi olduğundan, kişi bulunduğu adresten taşındığında, telefonunu değiştirdiğinde o kişiye ulaşılamaz oluyor. biz şimdiki gençlik gibi ilkokuldan cep telefonuyla, mail adresiyle, msn ile çıkmadık. ilkokulda bıraktığımız arkadaşımız, ilkokul bittikten sonra bir kez adres veya telefon değiştirdiğinde ulaşılamaz oldu bizim için. ilkokulu bırak, lise zamanımızda bile yoktu internet, cep telefonu teknolojisi. cia de değiliz ki anasını satayım, veritabanlarından falan girip yeni adresini bulalım arkadaşımızın.
ne derseniz diyin kardeşim. anaokulundan, ilkokuldan, ortaokuldan ve hatta liseden birçok arkadaşımı buldum, hasret giderdim. 20 senedir görmediğim adam tarafından hala hatırlanıyor olmak mutlu etti beni.
730.vakit itibariyle 4-5 günümü içinde geçirmiş olduğum "şey"dir. sanırım üzerinde ahkam kesebileceğim bir seviyeye eriştim, evet.
mevzubahis olan şey nedir onu tanımlayalım, içini sökelim öncelikle. ismi facebook. "www" icat olduğundan beri ortaya salınan çeşit çeşit internet sitesi formatından biriyle hazırlanmış, bir süre internet sitesinden sadece biridir. bu sitemizin konsepti -ya da bağlamı diyelim hadi, sizi mi kırıcaz- nedir peki? arkadaş bulmaca/buldurmaca; hali hazırda arkadaş olan bireyler arası iletişimde yeni bir soluk açmaca. evet en basit şekilde, bildiğin "arkadaşlık" sitesi bu; kimsenin kendini kandırmasına gerek yok bu hususta. bu arkadaşlık sitesi, "bir şekilde", çok tutulduğu için, şu vakit itibariyle milyonlar tarafından kullanıldığı için, elbette ki "eski arkadaşları buldurmaca" gibi bir altbaşlık haline de bürünüvermiş. yoksa atıyorum yonja'ya da veya hi5'a da bu kadar kapsamlı bir "iş-okul" network'ü kurulsa, onların da bundan bir farkı kalmaz. onun dışında applicationlar da zaten işin popülerlik neticesinde gelen makyajı. yani sonuçta adam girdi siteye, üye oldu, arkadaşını buldu, telefonunu/msnini aldı; bir yerden sonra sıkılacak, bir sonraki arkadaşını bulana kadar ona yapacak bir aktivite verilmesi lazım. işte applicationların da en önemli işlevselliği bu noktada işin içine giriyor.
kabaca budur sanırım feyzbuk. gayet basit bir nane. kılıfına uydurmak için kurduğum ilk cümlemde ek bir bilgi vermiştim, vakitle alakadar. orada verdiğim bilgiden de genele vurulabileceği için, feyzbuk'a, genel-geçer algılayışlar bağlamında baktığımızda, çok pis vakit öldürdüğünü söyleyebiliriz sanırım. lakin insanın bu denli iddialı olmadan evvel, her horgörmeye meğillendiği nane için ürettiği tarzda bir tanımlama yapmadan evvel, durup düşünmesi gerekiyor. eğer bir kişi, bu sitenin vakit öldürdüğüne can-ı gönülden inanıyor; bu inanışını, inancın doğasına tezat bir biçimde argümantatif olarak kanıtlamaya çalışıyorsa; mevzubahis kişinin, en azından genel-geçer standartlara oranla, derinliği bulunan bir kişi olması beklenir. eğer bu kişi belli kademe bir derinliğe sahipse de, iddialı açıklamasından evvel, gönül rahatlığıyla, backspace tuşu kullanmaksızın "vakit öldürmek" kavramını etraflıca çözümlemesi gerekir.
vakit öldürmek, sanırım en basit şekilde, "kişinin, vaktini işine yaramayacak bir uğraş için harcaması" olarak tanımlanabilir. oysa insan yaptığı bir şeyi, kendisini mutlu ettiği için yapar. "yarar", mutluluğu getirdiği ölçüde nitel bir düzeyde artış gösterir. oysa, vakit öldürmenin içi evrensel kalıplarla, adeta protestanya'nın köpeği olmuşçasına bir şevk yardımıyla öne sürülen normlarla doldurulduğunda, herkesin "vaktini öldürmeyecek eylemler" kümesi de, aynılaşıyor. lakin kimse birbirinin aynısı olmadığı; yani, %100 oranda genetik olarak benzeşmediği, tam olarak aynı çevrede büyümediği için; iki farklı kişinin "vakitlerini öldürecek naneler" listesi aynı olamaz. diğer yandan, bu çözümlemeye karşıt, çok basit bir şekilde, "uzun-kısa vade" hesaplaması üzerinden, kişinin mutluluğunu maksimize edecek "uzun vadeli planların muhteşemliği" argümanı yaratılabilir. lakin; birincisi, kişinin akıl sağlığı ve doğru/yanlış ikililiğinden kurtulabilme yetisi yerinde oldukça, kimse bir başkasının nasıl daha kaliteli mutluluk hormonları salgılayabileceğini, sırf karşısındaki kişinin "öz"ünde kendisi bulunmadığı için bilemez; ikincisi, yine birinci noktaya paralel olarak, uzun vade ve kısa vade kavramlarının kimde nasıl bir gösterileni olduğunu, bir başkası bilemez; üçüncüsü, mevzubahis konuda karşıtlığı yaratan şey, tek bir kişiden ziyade, ikiden fazla kişiden oluşan toplumsal bir varoluş -ve bu varoluşun getirdiği, bu konu bağlamındaki bir genelgörü/inanış- olduğuna göre ve bu tarz bir konuda, belirli bir doğrultuda ahkam kesenlerin sayısı arttıkça, doğruluk payının da azalacağı aşikar olduğuna göre, uzun-kısa vade çözümlemelerinin ortadaki durumu aşabilecek bir yeterliliği bulunmamaktadır.
demem o ki; feyzbuk, lost, cart, curt, oyun, piyasa yapmak, tikisel bir yaşam formu olmak, gotik takılmak, emoluğun dibine vurmak, 7/24 msnde çet yapmak, tüm gün boş boş oturmak, benim şu an yaptığım gibi uzun ve anlamsız bir metin yazmak gibi nanelerle vaktini geçiren bir bireyi, "vakit öldürme" bağlamında yargılayabilecek tek kişi, kişinin kendisidir. kişinin kendisi dışında, bu bağlam üzerinden kişiyi yargılayan bir kimsenin mantıksal bir dayanağı, doğruluğu şüphe götürmez verileri yoktur. yani kısaca, bu kişinin yaptığı, "boş konuşmak" veya "safsata üretmek" eyleminden başka bir şey değildir. boş konuşmanın da, genelgörüde "vakit öldürmek" olarak etiketlendirilebilecek bir eylem olduğunu belirterek, vakitle ilgili muhabbeti burada kesiyorum. son tahlilde neymiş, feyzbukun kullanıcısı olan herkesin vaktini öldürdüğü bir evren yokmuş.
evet, vakit öldürme diye bir şey yokmuş, şehir efsanesiymiş, açıkladık. sırada işlevsellik boyutu var bu feyzbuk nanesinin. şimdi ortada, belirli bir kesime ait, oldukça sığ bir iddia var: "yıllarca arayıp sormadığın, görüşmek için bir çaba harcamadığın adamla iletişim kurmak için niye götünü yırtıyorsun hacı?"
düttttttttttttt dütttttttttt dütttttttttttttttt !!! lütfen yukarıda geçen tarzdaki ithamlara, "ama bizim zamanmızda teknoloji yoktu, yapamadık, edemedik." tarzı cevaplarla karşı çıkmayınız, çok yanlış. ortaya böyle bir açıklama atılınca, tüm 80 ve 90 dönemi zan altında kalıyor, benim de monitöre kafa atasım geliyor. hem soru, hem cevap yanlış; olmaz olsun böyle mantıksızlık.
önce şunu benimseyelim ilk ders olarak: insanlar yalnızdır. insanlar yalnızdır. insanlar yalnızdır. insanlar yalnızdır. insanlar yalnızdır. insanlar yalnızdır. (bunu 100 kere tahtaya yazarsanız, ilkokul tandansı yakalayabilirsiniz.) ikinci ders olarak: 21. yüzyıl şehirli insanı 100 kat yalnızdır. 21. yüzyıl şehirli insanı 100 kat yalnızdır. 21. yüzyıl şehirli insanı 100 kat yalnızdır.
bu bariz yasayı zihinlere kazıdık mı? çok güzel! "dost" kavramının içi bile geçmişin nostaljisine, romantizmine sadık kalırcasına atasözleriyle doldurulabiliyor ancak: "daşaklı dost kara günde belli olur." mantığı çok güzel kurduk be hacı, "dost"u da, "yar" gibi tabunun katmerlisi yapıverdik, her bir sikimin içini boşalttık, aklımızı çöpe attık. benim şaşırdığım, nasıl olup da ortada "ilk görüşte dost" gibi tekerlemelerin bulunmadığı.
mevzunun başına dönelim hemen: "insan yalnızdır." lakin, insanın yalnızlığı verisi, bize sadece insanın varoluş düzlemini açıklıyor. bir de cümleyi şöyle kuralım: "insan hayatta yalnızdır." işte bu yanlış bir cümle oldu. yalnız olan bizim özümüz; çünkü aktarılamaz, paylaşılamaz bir şey o. onu alıp vermek, ancak bol romantizm süslü kurgularda gerçekleşebilir. demem o ki, cümlemize bir yer belirteci koyduğumuzda birdenbire içi boşalıyor. zira insan hayat sürecinde illa ki yalnız değildir; yalnız olabilir, bunu seçebilir ama buna zorunluluğu yoktur; bir kademede, en asosyal insan bile bir nebze de olsa diğer insanlar içinde varolmuştur, hayatının bir kesimini bu şekilde yaşamıştır. 
demek istediğim şey şu: kimseyle özsel bir paylaşımımız bulunmaz. yaşam sürecinde, çeşitli uğraşlarımız, hobilerimiz, ilgi alanlarımız, okullarımız, işlerimiz neticesinde birilerini tanırız; ve herkes de, kendisinde geliştirebildiği "insancıllık" (diğer insanlara uyum sağlayabilme yetisi, hoşgörebilme becerisi anlamında kullandım) yetisi oranınca birileriyle çeşitli, hayat içi, somut bağlar kurar. çok basit bir mantık vardır: neden ege'nin karşısında doğan çocukların büyük çoğunluğu hristiyan/ortodoks ve yunan iken, bu tarafında doğan çocukların büyük çoğunluğu müslüman/sunni ve türk'tür? burada anlattığım mevzudaki bağ da, bununla benzer nitelikte: neden en daşaklı kankamız karşı okulda okuyan murtaza değil de, aynı okulda okuduğumuz sıra arkadaşımızdır?
mevzu şu: kimse birbirini "öz"ü itibariyle algılayamadığı için, kimsenin bir bakşasını sırf (üstüne basa basa, sırf) "o" olduğu için tutup yari veya dostu yaptığı yok. esas nedenler en basitinden şöyle özetlenir: yanına oturtup, elini omzuna attığın kişi, senin hayatının bir dönemini paylaşmış olduğun kişidir; seni, sana hatırlatan kişidir. bu kişiler, bireyin kendisine mutluluk veren, bireyin mutluluğunu arttıran kimselerdir, az önce bahsettiğim bağlam içinde. ancak ortada özsel bir paylaşım gerçekleşmediği, tüm paylaşım hayat düzleminde kaldığı için, kimse kimse için vazgeçilmez değildir; ve bir gün hayatta yapılan seçimler değişir, yollar ayrılır; herkes kendi özünü alır ve gider, hayatı paylaşacak başka birilerini bulur veya bulmaz.
hemen tartışmanın başına dönelim, neydi sorumuz: "yıllarca arayıp sormadığın, görüşmek için bir çaba harcamadığın adamla iletişim kurmak için niye götünü yırtıyorsun hacı?" iletişim kurmamak demek, birisini sevmemek, birisinden haz almamak demek değildir. hayatta yapılan seçimler belirli bir kademede iki kişinin yollarını ayırmıştır; ve yine hayatta yapılan seçimler neticesinde, o kişiyle bir daha irtibat kurma motivasyonunu kişide harekete geçirecek gereklilikler sağlanmamıştır; kişi, çok doğru biçimde, yollarını bir şekilde ayırdığı kişisiz de hayatını idame ettirebildiğini anlamıştır ve hayat da onları karşı karşıya getirmeme rastlantısızlığı mekanizmasını ortaya sermiştir.
feyzbuk bu noktada devreye giriyor ve popüler yapısı sayesinde rastlantısızlık mekanizmasını bertaraf ederek, kişiyi geçmişte bir yerlerde bıraktığı hayat arkadaşıyla biraraya getiriyor. kişi bu tipi aramamış veya sormamış olabilir; ancak böyle bir veri, kişi eğer diğer kişinin hayat çarklarında dertlendiği bir vakitten haberdar olsa idi, derdine derman olmaya koşmayacağı anlamına gelmez. evet, herkes ayrı ayrı küçük köylerde yaşıyor olsaydı, ne güzeldi. zaten başka bir dünya yok ve biz küçük dünyamızda, herkesten haberdar, herkesin yardımına insancıllığımızın derecesince koşabilecek durumda olurduk, ve koşardık da. lakin mevzuda, ilk baştaki soruyu soran kişinin mantıksallığına "hata" verdiren sıçış da tam burada yatmakta: biz küçük bir köyde yaşamıyoruz agalar. eşoglueşek boyutundaki 21. yüzyıl çiftliğinde yaşıyoruz ve yüzde 99'umuz muhtemeldir ki şehirlerde ikamet ediyor. hayatlarımız durmadan birbirlerinden ayrılıyor ve başka hayatlarla kesişiyor. hayatın içindeki ilgi alanlarımız değişiyor, çevremiz değişiyor. ancak bunlar geçmiş çevremizi sevmediğimiz için değil, hayatı başka bir şekilde yürütme yolunda adım attığımız için oluyor.
feyzbuk geliyor, senin senelerce arayıp sormadığın ama zamanında enseye şaplak göte parmak boyutta samimiyet kurmuş olduğun kişiyi karşına çıkarıyor. bu olgunun kişiye etkisi nedir? çok basit: anılar. muhabbet bile kurulmasına gerek yok; kişinin karşısına çıkan, geçmişte hayatı paylaştığı bir başka kişi, kişiye otomatikman geçmişteki kendini hatırlatıyor. yani bu bağlamda, "lisede yüzüne bakmadığımız çocuklar" muhabbetine bile gerek yok aslında. o yüzüne bakılmayan çocuğun varoluşundan ve ne haltlar yaptığından feysbuk sayesinde haberdar olmak, kişinin kendisini hatırlamasına, kendi özüyle tokalaşmasına, kendisini çözümlemesine ve kendisini anlamasına yardımcı oluyor. özde bulunan en ufak bir pikselin bile bilincine varmak ise kişiye şu şekilde döner, bilinen varlıklar evreninde: mutluluk.
neymiş? feysbuk allahına kadar işlevselmiş. yıllardır arayıp sorulmayan bir arkadaşla iletişim kurmanın, onun şimdiki zamandaki varoluşuyla yüzleşmenin kişiye getirileri, götürülerinden katbekat fazlaymış.
son olarak mevzuyla ilgili çok daha zor bir konuyu irdeleyelim. konunun zorluğu hem kapsama alanının genişliğinden, hem de yukarıda değindiğim diğer iki konuyla çıkış tabanı olarak farklılığından ileri geliyor. zira; hem vakit öldürme, hem de işlevsellik tabanlı eleştiriler modernist bir havanın içinden süzülürken; şimdi irdelemeye çalışacağım eleştiri, postmodernist bir yapı içermektedir. mevzubahis eleştiriyi, kısa anahtar kelimeler ve tanımlamalar eşliğinde şöyle özetleyebiliriz: kurgusal bir evrende imaj yaratmak, kimliği başkalaştırmak, gerçekliği görmezden gelmek, evren içinde evren kurmak, kendini kandırmak, vs...
yukarıda da belirttiğim gibi, konunun kapsama alanı oldukça geniş; yani bu tarz bir eleştiri, günümüz dünyasındaki birçok farklı farklı oluşum için uyarlanabilir. ancak, eleştiriyi ele almada bir zorluk oluşturan bu nokta, aslında bu tarz bir eleştirinin en zayıf noktası:
biz, hepimiz birer hayat yaşıyoruz. bu hayatın gerçeklik kıstası, yine biziz. insanın kendi varettiği dışında bir gerçeklik düzlemi varsa bile, onun dışında akan bir dünya varolsa bile, kişinin bundan bihaber olması durumu, kişinin kendi gerçeklik algısında mutlu mesut yaşamasına imkan verir. esasında, gerçekliğin merkez noktası birey olduğuna göre, birbiriyle çakışır şekilde gözüken iki farklı gerçeklik düzlemi, birey nazarında hep birbiriyle örtüşen ve bireyin algısında tek-biricik bir gerçeklik düzlemi yaratan bir yapı ortaya serer. kişinin özü, kendi kendine kelek atmaz; dışarıdan çakışır gözüken iki farklı evren yapılanması, esasında "ben"de, örtüşen tek bir evren olarak gözükür. bu bağlamda kişinin hangi yapı içinde, nasıl bir şekilde yaşayacağı, kendini nasıl mutlu edeceği de, kendi özüyle yapacağı hesaplaşma sonucu vereceği kararlar neticesinde şekillenir. bu yüzden kabullenilmesi gerekir ki, "x yaşına kadar çocuk, y yaşına kadar genç, z yaşına kadar ortayaşlı olup, p yaşında vefat edilen; bu süreç içinde de, a okulunu bitirip, e-u-q kişileriyle ahbap olup, ğ (?) kişisiyle evlenip, v işinde çalışılan" genel-geçer bir evren yok. herkesin evreni, kendi çapı kadardır.
bu yaşam evresinde yaptığımız şeyler de, kendimizi ve çevremizi imajlandırmak; özümüzden bağımsız şekilde. birileri sevişmiş, biz de 9 ay 10 gün beklemiş ve doğmuşuz, bir hayatı yaşıyoruz. bu hayat sürecinde yapmaya çalıştığımız tek şey var, o da kendimizi mutlu etmek. (mutlu olmak kavramı mutluluk/mutsuzluk hislerini çağrıştırıyorsa, "haz almak" olarak okuyabilirsiniz.) bunu yapabilmemiz için uyumlu olmamız şart. çünkü eğer biz, herhangi bir grup çevre ile uyumlu olmaz isek, insancıllık yetisini geliştiremezsek, hayatta yapabileceğimiz şeylerin alanı küçülür; çünkü yapabileceğimiz ve bize mutluluk olarak dönebilecek şeylerin yapılabilmesi için, çoğu zaman kendimiz dışında kişilere ihtiyacımız olur. bu ihtiyaç neticesinde belirli bir grup içerisinde insancıllaşır ve aidiyet hissini idrak ederiz. bu grubun varoluşu da bize bir imaj çizer. hayat bu, ileride başka gruplara daha girer çıkarız, içinde bulunduğumuz ilk gruplara tamamen tezat gruplar da olsa; bu sefer onların imajını sırtımıza yükleniriz.
bu süreç içinde ise özümüz, her şeyden bağımsız biçimde aynıdır ama gelişir; ancak kökünden bir değişime uğramaz. onun tek yönü vardır, o da yukarısıdır. birikerek gelişir, dışarıdan hiçbir etki ondan bir şeyi çekip çıkaramaz. çünkü onu hiçbir kişi ile paylaşamayacağımız gibi, bir grupla da paylaşamayız.
bu bahsettiğim bağlamda ortaya serilen verileri toparlayalım: insan öz olarak yalnız olmaya mahkumdur, ancak hayat sürecinde yalnız olmak zorunda değildir ve zaten bunu istemez de. çünkü hayattaki yalnızlığı, kendini vareden özünü algılamasını engeller. nitekim özünü algılayabilmek, farkındalığına varabilmek için gereken imkanları ancak hayat sürecindeki sosyalliği sağlayabilir.
buraya kadar normal geldik. işin içine, nüfusla paralel olarak artan histeri de burada giriyor. kişinin sosyalliğini maksimize edebilmesi için diğer kişiler tarafından farkedilmesi gerekir. çok basit bir mantıkla da, kişi sayısı arttıkça, face toplumdaki tek bir kişinin farkedilebilme olanağının düştüğü rahatlıkla görülebilir. bu sebepledir ki, herkes tek tek, farklı boyutlarda, kendisinin farkındalığına varılması için diğer kişilerle çarpışır ve bunu histeri boyutuna vardırır. farkedilebilmenin kıstası, kişinin elinde tuttuğu imajların nicelliği kadardır. kişi bu bağlamda, face birbirleriyle çelişmedikçe, farklı sahalardan imajları kendisinde "bir şekilde" toparlamaya çalışır; bunun paralelinde, bu uğraşını diğer kişilere duyurarak, bir yerlerden, bir aidiyet düzlemine daha tutunmaya gayret gösterir.
şimdi bu bahsettiğim elle tutulur, face mantıkla görülebilir bir gerçek. buna bir değer biçmiyorum. (ki değer face biçilmesi de kendi başına bir aidiyet, imaj düzlemidir, enteresan bir şekilde) hayatın her kademesinde, herkes tarafından cereyan ettirilen bu gerçeğin, feyzbuk özelindeki fenalığı nedir? feyzbuk'un sanal alemde mi olması sorun? bu sorunu da, yazının gerçeklik algısına değindiğim bölümünde çözümlemiştim zaten.
hakkaten biri gelsin bana mantıklı bir şekilde açıklasın; feyzbuk'u ve türevi oluşumları, ve hatta bu tarz oluşumların "reel" denilen ortamdaki izdüşümlerini, kendi özellerinde "tü kaka" yapan nedir? bu tarz oluşumların kapsama alanı dışında kalan diğer oluşumları, bunlar karşısında "üstün" kılan, yoksa bu tarz bir iddiayı dile getiren kişinin "üstün" olarak karakterize ettiği oluşumun bir üyesi olması mıdır? eğer öyleyse lafım olmaz hakkaten, gayet mantıklı bu yazıdaki mantık bağlamında. kendi imajını, aidiyet yuvasını pek güzel koruyor demektir kişi; ve bu bağlamda da özünü kendine tarif edişini, şekillendirişini. ama insanın arada kendini "hayat oyunu"ndaki pozisyonundan çekmesi ve ana tabloyu da görmesi gerekir; ortada, temelde bir fark bulunmadığının ayırdına varması gerekir. hiçbir şeye de zararı olmaz bunun; zira sonra insan eli mahkum, kaldığı yerden oynamaya devam eder.

Güzel Facebook Duvar Yazıları

kişinin kendini değil de olmak istediği kişiliği (ya da bilmediğim bir tarikattır bunlar) yansıttığı apaçık belli olan cümleler kafilesidir...

- xxxx is akıllı ol!
- xxxx is zuzuuuuuuuuuuu
- xxxx is yokum!
- xxxx is giden gitmiştir gittiği gün bitmiştir

" mehmet bilmem kimin kıçını hayal ediyor. mmmm... "

"asıl soru şu; ne yaptınızda tanri beni size gönderdi?"
cevap ver link'ine tıklayıp: ananı si..tim yazıcaktım ama annesini de tanıyorum evladımın

xxx: is cok eglendik borcumuz ne kadar?
bu status'e hergün baska arkadaslar cevap yaziyor, fiyat falan söylüyor.

kenya'lı bir arkadaşın, kendi dilindeki statusu ve altında bizim dildeki yorum:

status: "kwa sasa bei ya unga imeshuka, sembuse bei ya vitoweo? au twala kavukavu. tujivunie vyakula vyetu."

status yorumu: "kürtçe mi la bu"

x kişisi doğum gününde, status mesajına..
"bugün benim doğum günüm, artık ... üm . sayıyı bulabilir misin?" yazmıştır.
iki gün geçmesine rağmen duvarına, hiçbir arkadaşı (ben dahil), hiçbir şey yazmamıştır.
ve sonraki status mesajı
"geçti doğum günüm yazmasan da olur"

-babası yoğun bakımda :(
ben bugune kadar bu kadar trajikomik bir durum mesajı daha görmedim. kan istiyosan kan verelim, nedir yani bu sirinlik muskasi ? bakın babama ne kadar üzülüyorum mu demek oluyo bu ? insan tanıdığından tiksiniyor be.

insanı bana arkadaşını söyle ile başlayan bilimum tespit yapmaya sevk eden, vitrindeki facebook gençlerinin vitrin camına yapıştırdıkları ilanlardır.. ruh hallerinin dışa dönük ifadeleridir..

"google earth'de kabe'yi bulup, mouse ile etrafında 7 kere dönsek hacı olurmuyuz?"

"seviyo sevmiyo oda karar veremiyor nolurdu ki biraz daha kolay birisi olabilseydin"

"şu anda çevirim içiyim,birazdan meşgulum veya dışardayım ,hemen döneceğim,telefonla konuşacağım, öğle yemeğine burdayım,yarına kadar çevirim dışıyım."

-ben imkansıza aşığım galiba keşke tüm kızlar imkansız olsada aramktan vazgeçsem:))) (noktasına virgülüne dokunulmamıştır)

türk olup türkiye'de yaşayıp türk arkadaşlara sahip olanların yabancı dilde yazdığı cümlelerin hepsi.
" yok mu olm bi ev partisi falan şöyle seksli meksli.. "

m1: kızım baba dediiiiiii ... 19 dakika önce - yorum yap
f1: dıyelım barıııı hahah ... 24 dakika önce - yorum yap
f2: şimdi güldürme zamanı ... 28 dakika önce - yorum yap

bu üç kişi arkadaş listemde olup, birbirleriyle tanışmamaktadırlar.
durum bildirimleri kısmında isimleri ve statusları alt alta olunca insanı yarıyor harbideney salak qençlik. ßu kutsal vatan msn’den-email’den atılan mesajlarla, facede acılan gruplarla kurtulmaz. öküzlüqün lüzumu yok" , buyuklu kucuklu yaziliyordu bir de..
"adriana lima'yı photoshopta çizerken türk kızlarını niye paintte çizdin allahım"
".. mecnun bilseydi cimbom aşkını severmiydi amk leylasını ....

"ne dayılıkta gözüm var, nede ağalıkta. yalnız: dalımı kıran olursa; ağacını sökerim..."
"makam mevki insanı adam yapmaz, adam gibi adam mevkiye de tapmaz..."
"ihtirasım olsa mal mülk nevale,ben de alkış tutup şimdi şu hale,ya makam kapardım ya da ihale,kapmadım kapmadım da mümkün değildir."
"ben çok kadın tanıdım, sevenden sakındığı bedenini sevmeyenlerin yoluna kilim yapmış, sen gözünden sakınmışsın, o gözünün yaşına bakmamış."
"bünyamin çok karizmatiksin."
"seni adam ederdım ama çoktan köpeğim olmuşsunn."
"felsefeden buldum matematikten çözdüm edebiyattan sölüorum seni sewiyorumm."
"72 batman yolları taştan alayına issssyyyannnnnnnn.."
"eğitim,insanı yüceltir; sadaka, dilenci eder..."
"ayrılık bir rüzgar giibidir rüzgar ufak ateşleri söndürür büyük ateşleri canlandırır ayrılık ufak askları sondurur buyuk ask ları alevlendırı."
"bana dokunmayan yılan bin bana dokunmayan dostlarım iki bin yaşasın...anlıyana....."

"yuh,hangi hayvansın diye test hazırlayan facebok yetkililerine sesleniyorum 'eşşeğin neresisiniz' diye de test hazırlayın...."

80.su son duzenlemeden sonra ana sayfada kim hangi video'yu yuklemis, kim hangi quizi cozup ne cikmistan deliren bir arkadasimin status'i: "ozan tarak testini cozdu, sonuc kurek cikti; yeter!". yariyor mu bilemiyorum ama, ben sesli olarak ve icten bir "helal!" cektim. ha keza, "tum yesil kalpli cikan arkadaslarimi burunlarinin uclarindan operek "bir daha bu insandan haber almayayim"la ebediyete yolluyorum" da ho$ bir status olabilir diye dusunuyorum, nacizane.

"x kisisi kiminle evlenmelisiniz? testini çözdü ve sonucu evcimen biriyle... çıktı."
"evcimen nedir arkadasim", "her evlenen zaten bir nevi evcimen degilmi?" gibi hayati sorgulayan sorularla beni mesgul eden facebook sitatisidir.. yarmadi beni ama, uzdu biraz.

'gelmiş geçmiş en aptal rüyayı gördüm. melih gökçekle kuru pilav yedik, hesabı da ben ödedim!'

canımı sıkıyor! obama'yı bekleyen teslimiyetçi kürtler, chp'yi solcu zannedenler, ödp'de aşkı bulacağını dusunenler, akp gidince güzel günler göreceğini sananlar, cennetin annelerin ayakları altından olduğunu sanan saflar ve efes yerine miller için aptal sarışınlar...

"sevgili anne, çilek sadece reçel yapmak için kullanılan bir malzeme değildir. bazı insanlar (küçük oğlun da buna dahil) çileği meyve olarak yemeyi de tercih edebilirler. "sakın o çilekleri yeme, onlar reçel olacak!" şeklindeki savunman çok kalp kırıcı!"
bahadır boysal ve bir gün bebeğim...adımı gugıl'da arattığında...bu nu mu demek istediniz? ..derse sörç.anla ki balım...ben buralardan gideli çok oldu.

Sevgilisin'den facebook şifresini isteyen hain kız

Sevgili aldatıyorsa hesaba girmeden de anlaşılır, erkekler çok başarısız bu konularda. acilen tecrübeli bir ablasından ders almalıdır. facebook şifresi isteyecek noktaya geldiyse zaten vay anam vay yani.
her ne kadar ortak bir hayatlari olsa da, bir iliskide bireysel ozgurluk alaninin farkinda olmayan kizdir.
bu kizdan uzak durunuz efendim. evlenirseniz ortak bir facebook hesabi kullanmaniz icin israr eder.
öncelikle aklı başında bir insansanız, aklı başında bir sevgiliniz olur, aklı başında bir sevgili de face book şifrenizi istemez normal şartlar altında.
ama diyelim ki bi işler çevirdiniz ve facebook'taki hareketleriniz şüphe uyandırdı, gayet aklı başında olan kız ardaşınız da çıldırdı ve şifrenizi istedi. bu olay sırasında nerde olduğunuz çok önemli. eğer kız arkadaşınızla aynı evde değilseniz, mesajları temizleyip şifreyi verme imkanınız olur ki bu yöntem şüphe çekmemek adına en kabul edilebilir olanı. (tabi gereklidir, gereksizdir tartışılır, bu şifre verme olayı başlı başına çok saçma bir olay ve riskleri büyük, başka bir yazı konusu olabilir çok uzun)
yok eğer aynı evdeyseniz, o facebook hesabı açılınca mesajları vs.yi aynı anda göreceksiniz, sıkıntı var demektir. şu andan itibaren bu kıza karşı kullanacağımız en mantıklı yöntem (emre arkadaşımızın yaptığı gibi) yanlış şifre verip zaman kazanmaktır. şifreyi girmeye çalışırken "kazandım" ve "sanırım masum bu çocuk, bak şifresini verdi" duygusuyla illa ki biraz sakinleşecektir. bu sakinleşme anlarını çeşitli laf kalabalığıyla daha da lehinize çevirmek sizin elinizde, ağzınız laf yapmıyorsa, mal gibi beklerseniz zaten o kız sizi terk etsin, terk etmek değil ağzına da sıçsa hakkı, hem malsın, hem çakallık peşinde koşuyorsun, tam dayaklıksın yemin ederim. neyse tamam sakinim.
her neyse, kafadan salladığınız şifreleri denedi ve bir sonuca ulaşamadı, şimdi bu noktadan sonra yalanı devam ettirmek önemli. "hassiktir ya hesabım hacklenmiş sanırım, mahvoldum ben" fln diye ağlamaya başlayın. fark ettiğiniz üzere şüphe çektiğiniz konudan bir hayli uzaklaşıldı. biraz olsun rahatlayabilirsiniz içten içe, ama bu rahatlığı belli etmeden "ne bok yicem gitti facebook hesabım" diye paniklemiş gibi davranmaya devam edin. facebook türkiye, face türkiye, facebook giriş, facebook kaydol, türkçe facebook sohbet, facebook sevgili bulma
bu noktadan sonra yine en başa dönüyoruz, eğer aklı başında bir kız arkadaşınız varsa, "bu salak bi haltlar karıştırmaya çalıştı ama başaramadı galiba, pişman da oldu angut, daha fazla uzatmıyım" diyerekten daha fazla uğraşmaz ve konuyu kapatır, en azından fırtına dinmiş olur, geriye gönlünü alma kısmı kalır. yok eğer psikopatsa ve hala sakinleşmediyse olayı "mail adresim de hacklenmiş ben yarraı yedim bittim ben, yarın bi gün kredi kartlarım da hacklenir iflas ettim" aşamasına taşımak gerekir ki bence gerek yok, bu ilişki miadını doldurdu diyip ayrılmanız en hayırlısı olacaktır.
not: bu maymunluklar, bu hain kızı seviyorsak ve ona değer veriyorsak yapılacaktır şüphesiz. ciddi olmayan bir ilişki söz konusuysa, şifre istendiği vakit tek cümle yeterli olacaktır.
- rica etsem bi çay koyabilir misin lütfen?tam şuanda dil ve tarih-coğrafya fakültesi bilgisayar labaratuvarında bir tanesini gözlemliyorum. lakin burada hain olan kız mıdır, oğlan mıdır bilemedim, siz karar verin gayrı. kız şifreyi istedi ve şuan 10'uncu haneyi giriyor. oğlan destan ayarlamış şifre olarak. ve tahmin edebileceğiniz gibi bu yalan bir bilgi. herifin amacı ortalığı karıştırmak, karambole getirmek. aklınca zaman kazanıyor. ama hayır dostum hayır. sevgilisinden facebook şifresini isteyen hain kız asla ama asla pes etmez. tıpkı bir survivor gibi savaşır..
kız "bu ne yaa?" diye isyan ediyor. evet tahmin ettiğimiz gibi şifre yanlış. kız ikinci kez girdi, yine yanlış. ve kız sabırla, inatla, yılmak bilmeden "başka bir bilgisayara geçeyim bari ben" dedi. yılmıyorlar efendim, olacak iş değil. ve sonunda olan oldu, kız isyanlarda, "emre benimle dalga geçme, adam gibi söyler misin şunu!" sonrasını yazmaya gönlüm elvermiyor canlar. 
allah kurtarsın emre..
şifreyi başparmak üzerine yazıp, işaret parmağı ile orta parmak arasından çıkararak gösterilmesi gereken kızdır.
itinayla reddedilmelidir. ne münasebet denmelidir. biraz sıkar ama olması gereken de bu yani. bence.
emin olunması gereken bir özelliği de, sevgilisine bu soruyu sormadan önce çeşitli kombinasyonlarla denemelerde bulunmuş ve fakat başarılı olamamıştır. son çare olarak erkeğe gider ve direk sorar.
erkek hayvanı olarak aldatmaya çok müsait olduğumuzdan mütevellit, az da olsa bunu engellemeye çalışan gayet normal kızdır.
sevgilisinden istediği facebook şifresi kızımızın kendi hesabına ait ise kızımız sarışın olabilir. esmerşın da olabilir. kızımız unutkan biridir velhas

Facebook

Amerikadaki bir kac universiteyi yonja misali kaynastiran bir web sitesi.
http://www.thefacebook.com/
harvard li bir ogrencinin kurdugu, sadece belli sayida universitelerde okuyan insanlarin uye olabildigi yonjamsi sistem. uye olurken okul uzerinden aldiginiz email ve sifreyi dogrulamak zorunda birakarak elite bir atmosfer yaratma pesinde oldugu kanaatindeyim
yonjaya gore daha iyi isleyen, kaynastirma islevini daha bi basariyla yapan web sitesikullanici profili universiteden universiteye degi$iklik gosteren site. ornegin penn state'li kullanicilarin buyuk cogunlugu undergrad ogrencilerdir. ayrica yonja gibi gruplari bulunmakta. ornegin 100 hottest girls.
yabanci ogrencileri pek du$unmeyen birisi tarafindan hazirlanmi$ bir site ayrica. ev adresiniz kisminda ulke bolumu yok.
bir gunde 50.000.000 (elli milyon) pageview alan site. "50.000.000 pageview para mi ulan itogluit" diyenler olacaktir; ancak siteyi kendi ceplerinden odeyerek 5 adet ogrenci kurmustur. ve site amerikan universite ogrencileri arasinda son yillarin en hizla populer olmus, en cok rabet gormus sitesi oluvermistir.
ozellikle gruplara, surekli futbol mac biletleriyle ilgili mesajlar gecilmesinden dolayi insani cileden cikarabilen bir site oldu $u siralar. ce$itli okullar bu soruna, alim satim gruplari kurarak kar$ilik vermeye cali$iyorlar. bakalim i$in sonunda ne olacak.
dusuk maliyet, yuksek kar marji. bu herifler bundan 1 sene sonra siteyi google'a satar, mezun olmadan emekli olurlar. demedi demeyin.
poke hadisesi sayesinde birbirinden guzel kaynasma ve olumlu temaslarda bulunma imkani yaratan, ayrica poke uyarisini sms seklinde de gonderebilip titresimli bir telefon varliginda karsi cinse mental masturbasyondan cok daha fazlasini vaad eden muhtesem site.
sitenin follos olmamasi icin .edu uzantili okul e-maili olmadan siteye kaydolmak pek mumkun degildir...
ayrica "poke" denen ve siteyi kuranlarin bile soruldugunda "valla bizde niye koydugumuzu ne amaca hizmet ettireceginimizi bilemiyoruz" seklinde tarif ettigi enteresan komutlara sahiptir.

bir ara penn state polisinin de insanlari kodese tikmak icin kullandigi site. 2005 amerikan futbolu sezonunun belki de en onemli maci olan ohio state kar$ila$masini kazanan penn state'in taraftarlari yasak olmasina ve ellerinde biber spreyi bulunan polislerin sahada beklemelerine takmadan sahaya atlayiverirler. olay uzerinden gunler gecer ve facebook'ta "ben macin ardindan sahaya atladim yihoo" gibilerinden bir grup olu$turulur. bunun uzerinden birkac gun gecmeden polis siteye girip gruba dahil olmu$ elemanlari $oyle bir elinden gecirir.
'tiki' olarak tabir edilebilecek amerikan gencliginin yeni gosteri alani.. keza arkadas listesine ekleme kabul edilmezse bizzat nefret isaretidir.. profilde "ciktigi kisi" bolumu degistirildiginde o iliski resmen bitmistir.. hatta bazilari oyle manyak kullanir ki hesaplari "bir tur otomatik sistem kullaniyorsunuz" diye dondurulmustur.. ayrica yolda gorse tanimamazliktan gelecek eski okul arkadaslariniz burada kesin sizi listelerine eklerler, bunlari gorup bunalima girebilir, ya da moral yukseltebilirsiniz..
son olarak tanidiginiz ve arkadas oldugunuz herkesin en son kimin duvarina mesaj yazdigini, kimin resim galerisine resmi koyuldugunu, hangi gruba uye oldugunu, iliski tipini degistirdigini, en son ne zaman kabiz oldugunu direk uzuuuun bir liste halinde onunuze koyan, dunya stalkerlarini son derece mutlu etmis olusum. bu gidisata dur demenin tek yolu birkac sene oncesine bir terminator yollayip yaraticisi olan mark zuckenbergi yok ettirmek, dolayisiyla facebook un gercek bir skynet e donusmesini onlemektir.
yahoo'nun 1 milyar dolarlik (evet, 1 milyar dolar) teklifine "bugun git seneye gel" cevabini veren mark kisisinin darphanesi.
icigini cicigini anlamak icin 1 hafta falan basinda oturmak gerekecek turden karmasik bi site. ne var ki o kadar uzun sure kendisiyle ugrastiracak kadar ilgi cekemiyor. mesela yonja ilk zamanlarinda bile boyle sıkıcı diildi, oturup saatlerce onun listesinden bunun listesine atlayip dedikodu yapilabiliyordu. feysbukunsa nedense itici bir hali var, o ayari yap bu ayari yap (profilini ac arkadas listeni gizle onu gizle bunu ac.. karmakarisik) derken 10 dakikada sogutuyor kendisinden. ayrica sorun bir tek bende mi bilemiyorum ama firefoxla arada resimler kayboluyor (face kismi gidince geride bookluk bisey kalmiyor zaten) explorerla girmeye calistigimda da $afti kayiyor, butun frameler sola dayaniyor birden. tuhaf bir site. ayrica nasi oldugunu anlamadiginiz bi sekilde kendini yukleyen garip applicationlari var. poke dan baska seyler yapmaniza olanak sagliyor sanirim. throw a snot to him ozelligi gayet yarici ornegin (bkz: sumugumu atmam)
sinir bozucu baska bir tarafi daha oldugu da gercek. teneffuste koridorda lastik ve yakartop oynadigin tipler 5bin kusur mil otede grad stu. olmus falan. ayrica herkes mi amerikada okur arkadasim, komsunun sumuklu kizi bile ohio state university'ye kacmis.... noluyoruz?

muhtesem bir konsepte sahip olan site. 9 yil once gittigim uluslararasi ingiliz okulundaki tum arkadaslarimi tekrar bulup yillar sonra sohbet etme firsatina eristim bu site sayesinde, malum biz okuldan 'mezun' oldugumuzda (okulun o yillarda lisesinin acilmasina izin verilmemisti arabistan hukumeti tarafindan) internet daha yeni yayginlasmaya baslamisti arabistanda (1998) ve cogumuzun email adresi olmadigindan hepimiz birbirimizden kopup gitmistik... ta ki 2007 nin ilk 2 ayina kadar, su anda eski sinifi olusturduk, reunion grubumuzu bile kurduk. bu guzel nostaljiyi bana bu kadar yil sonra yasattigi icin facebook'a tesekkur ediyorum efenim ve onunde saygi ile egilmekteyim.

fotograf paylasimi tadindan yenmeyen cok fonksiyonlu eglenceli site. az ama oz arkadas grubuyla msn tadinda kullanilmakta su aralar.
"if this group reaches x, y will do z" formatındaki gruplarıyla denyoluk kavramını yeniden tanımlayan insanları barındıran site. birkaç ay sonra okulların email sistemleriyle entegre olmaya falan kalkarsa hiç şaşırmayacağım, şu anda 12bin kişinin okuduğu üniversiteden 8 bin account var, alumniydı vs ile bile bütün öğrencilerin yarısından fazlasının bir hesabı var bu sitede.

george washington universitesi polisinin partileri bu site uzerinden takip etme olayının bkunu çıkarması üzerine kızan öğrencilerin polisi keklediği site. parti yapılacağını facebook tan duyuran öğrenciler polis 40tan fazla insanın bulunduğu partiyi basınca üzerinde "beer" yazılı pastaları gösterirler, zira partide tek şişe içki yoktur.
http://www.cakeparty.org

uyelik artik herkese acilmis olsa da, ilk gunlerinden beri gizlilige verdigi onem nedeni ile ortalama kullanicinin mevcut profillerin sadece %0.5inin varligindan haberdar olabildigi networking sitesi.
ilk uye oldugumda sadece amerika ve ingilteredeki universite ogrencilerinin uye olabilmis oldugu bir network idi. iyice sacmalamis ve dunyaya acilmak gibi luzumsuz bir harekette bulunmus bir websitesidir.
istesem de, istemesem de elalemin kimi arkadas listesine alip, kimin duvarina ne yazdigini gormeme sebebiyet veren yer.
yazik oldu, yazik ettiler.
üyelerin kendileriyle ilişkilendirilebilecek her türlü bilgiyi kontrol edebildikleri bir site. ayrıca türlü türlü privacy ayarları da mevcut. buna rağmen işlediği suçla ilgili olabilecek şeyleri halka açık web sitelerinde bırakan dallamaların her türlü cezaya çarptırılmaları da müstahaktır.

ayrica bu site odev yapma olayina yeni bir soluk getirmi$tir. insanlarin aldiklari dersler de bir tarafta yazmakta ve siz de gidip bu linke tiklayabilmektesiniz. tiklanan link size dersi alanlarin bir listesini verir. siz de bakarsiniz listeye, siniftan suratini hatirladiginiz bir adama "lan ben senin siniftayim odevi yaptin mi?" diye bir soru atarsiniz ve olaylar geli$ir. facebook olayi ba$ladiktan sonra odevler cok daha kisa sureler almaya ba$laramerikadaki isverenler artik isin suyunu cikartip ogrencilerin facebookdaki sayfalarina bakip kisilik analizi yapiyorlarmis..boylece gorusmlerden once karsilarindaki insan hakkinda daha iyi fikir sahibi olup, hatta "niye bole yazdin, niye arkadasin soyle yorum yapmis senin hakkinda gibi" sorular bile sorabiliyorlarmis..
artik aol instant messenger misali away message birakma imkani taniyan ve sonuc olarak insanlarin her 10 dakkada bir profilelarini update etmesiyle trafiginin cosmasi beklenen stalker sitesi.
eklediginiz fotograflardaki kisilerin kim oldugunu belirtebildiginiz, hatta facebook profilleri varsa link konulabilen, mezun olduktan sonra bile kim napiyomus takip edebildiginiz, bazi kimselerinse olayi sidik yarisina donusturup binlerce kisiyi (hem de daha freshmanken) arkadas olarak ekledigi, surekli gelismeye devam eden guzel olusum.
sadece okullarda degil artik sirketlerin kendi ic yapilanmalarinda da gorulen, ik tarafindan hazirlanan, gmden caycisina herkesin resim ve kisa ozgecmisinin bulundugu database.
insanın içindeki stalker'ı ortaya çıkarıyormuş, bunu gördüm ben facebook sayesinde. korkar oldum insanlardan valla. öyle bir azimle arıyorlar ki insanları, yok böyle bişey. başka okullarda ayrıntılı arama yapmak falan, hepsini çözmüşler. siz de korkun, yakında sizi de stalk ederler artık.
şaka maka ama 4 tane ilkokul arkadaşımı bulduğum site olmuştur. üstelik biri sitede olmayan iki ilkokul arkadaşım ile halen görüşüyormuş. etti mi altı arkadaş. site aldı beni götürdü geçmişe resmen. öğretmenimin adresini de google'dan buldum. ee ekibi toplayıp el öpmeye gitmek kaldı. oeeh yani.. :)
meshur ilkokul arkadasi buldurma ozelligi disinda onemli sayilabilecek uc ozelligi daha bulunan sitedir. birincisi, alakasiz yerden edinilmis arkadaslarin birbirini tanidigi ortaya cikar; mesela onceki gun sahilde icerken tanistiginiz adamin senelerdir baska bir yerden tanidiginiz bir kisinin cok yakin arkadasi oludunu ogrenirsiniz, dunya kucuk dersiniz. ikincisi, arkadaslarinizin dogum gununu kacirmamis olursunuz, en azindan bu bilgiyi girmis olanlarinkini. onlar da sizin dogum gununuzu kacirmaz, kuru bir "iyi ki dogdun" seklinde bile olsa bir cok kisiden dogum gunu tebrigi alirsiniz, sevinirsiniz. ucuncu ve en onemlisi, eger mesela bir psikiyatrist iseniz, bu olusum hakkinda yuzellidokuzbininci kere "dun sictigim boku buldum ehu ehu" seklinde entry girmis insanlari inceleyerek buyuk cogunlugu daha once kesfedilmemis bir cok psikolojik rahatsizlikla karsilasabilir, bir taraftan koseyi donerlen bir taraftan da literature katkida bulunabilirsiniz.
üniversitedeyken inek diyerek, eşşek muhabbeti yapıyolar diyerek, yalaka bunlar yeeaa diyerek görmezden geldiğimiz tiplerin abd'de çalışıp üstüne bir de ev ve araba sahibi olduğunu öğrenerek ibret aldığımız sitedir.. *
üyeliği sildirmenin zor olduğu iddialarına anlam veremediğim site, zira iki adımda üyelik silme sayfasına kolayca ulaşılabiliyor.
sağ üst köşedeki "account" linkiyle gelen üyelik bilgileri sayfasında en altta "deactivate account linki" var. adamlar gayet mantıklı bir yere koymuşlar linki, başka nerede olabilirdi ki zaten?
bende biraz ters işledi sistem. kimseyi bulamayıp yanlız hissedince kendimi kuzenime msn den msg attım gelsene pikeelim birbirimizi diye. geldi sağolsun iki etmedi. böyle şey olmaz ki kardeşim. farkediyorum ki geçmişte kalanlar geçmişte kalmış bugün olanlar zaten hep yanımdaymış. bunu bana öğretmiş sitedir. vakit yeme mekanıdır. sabah akşam add yapıp sonsuz trivialarda son ararken hayat yanınızdan akıp gidecektir. böyle sağduyuları buldurmuş sitedir. akvaryumdaki balıklarına da teşekkür ederim.
yapmadığım şeyleri yapmışım gibi gösteren, şu aralar kafayı yemiş site. arkadaşlarıma kucak dolusu sevgiler yolluyor, öpücükler atıyor, çakıyor, sevdiğini iletiyor vs. sevgi pıtırcığı yaptı beni. "yine kimi öptüm acaba?" diye giriyorum siteye.
pacman oyununa bile ayri bir anlam yukleyen site. artik insanlar yillardir gormedigi insanlara, bakin ben suralari gezdim, su filmleri izledim, aha da sunlarla arkadas oldum, soyle de bir sevgili yaptim, pacman'de de sana soyle basarim diye hava atabiliyor. kendisi belki 5-10 yilda bir gerceklesen mezunlar toplantilarinin sureklisi ve daha kapsamlisi olarak hayatimizda yerini aldi.
grup psikolojisi, carpma isleminin yayilmada onemi gibi konularda ders alinacak bir olusum. son iki haftada iyice hizlanarak yayildi. douglas adams'in soyledigi gibi "anything that in happening causes itself to happen again, happens again" yani "olarak kendisinin tekrar olmasini saglayan birsey, tekrar olur". tum zincirleme yayilma algoritmalari gibi carpma islemini kullanarak ve hala icimizde olan cocuklugumuzdan bize kalan "senin de boyle var mi" deme istegi sayesinde bu kadar basarili oldu.
sen neymisin be facebook.

bu arada, tüm "application"larına da hasta olduğumu belirtmeden edemeyeceğim. adamlar sanal lunapark, sanal kütüphane, sanal müzik market vs. her bir haltı düşünmüşler. tebrik etmemek elde değil. yalnız profiller açılırken, "application"lar yüzünden olsa gerek, epey yavaş. hızlandırılmasını talep ediyorum (emredersin!).

itiraf: aslında buldugu da oldu.bende iki kitabı kalmış da içime dert olmuş bi arkadasşım vardı o geldi beni buldu. bi ara adresini ver de kitaplarını yollayım dedim. ama sayılmaz yani bu.

gelen mesajlar üzerine edit: bu linkle üyelik tamamen silinmediği, üyelik bilgileri sitede gösterilmeseler de facebook serverlarinda bir yerlerde tutulmaya devam edildiği için, "üyeliği sildirmek" hatalı bir tanım olabilir, "üyeliği pasifleştirmek" belki daha doğru olacak. ancak benim söylemeye çalıştığım "üyeliği pasifleştirme" linkinin "sitede bir yerlere saklanmış ve binbir zorlukla bulunabildiği" iddiasının doğru olmadığı...
neredeyse 3 senedir kullandığım anca yıllar sonra birden durup dururken birden sürekli sol frame'de görmeye başladığım, neden durup dururken türkiye'de patlayıp moda olduğunu anlamakta güçlük çektiğim, geçen yıl türkiye'deyken hiç bir işime yaramayan bu sene montreal'e döndüğümde ise konu komşunun partilerden haberdar ettiği site.
ecnebi memleketlerdeki universitelerde ogrencilerin yanisira ogretim gorevlileri arasinda da kullanimi yaygin sosyal ag. o yuzden yasini kemale ermis profesor'e hoca cok hastaydim sabah kalkip gelemedim diye yalan atarken onceki gece student union'da sarhosluktan yerde yuvarlanirken cekilmis resimlerinizi tagleyen arkadaslariniz var mi diye kontrol etmeniz gerekiyor. yoksa isverenler gibi aynen ogretim gorevlileri de ogrencilerini arasira kontrol ediyor bu siteden.
milattan evvel filan muhtemelen bir takım yıldız sandığım bazı arkadaşlarımı filan bulmaya ya da tamamen şuursuz bir şekilde tıklayarak girdiğim bu evrendeki bir yer. mevcudiyetim bana ait evet ama beni siz yok edebilirsiniz!
çalıştığım kurum tarafından yasaklı siteler arasına girmiş sitedir. bildiğin banlemişler yani bilgi işlemden.
ee bilmem nerede yapılan araştırmaya göre bilmem ne kadar milyon dolar maddi zararı varmış şirketlere.
haydi gel bizimle olprogramında da irdelendiği gibi * eski arkadaş, adı üstünde eskidir. zaten hâlâ görüşüyor olsaydık, eski olmazdı. yani insan ilkokul arkadaşını buluyor, ilkokuldan beri görmemiş; ne konuşacağını bilemiyor. cem yılmaz'ın dediği gibi "okumayı söktün mü?" ah ne güzel... elmalar kızarmış, kurdeleler çıkmış, büyümüş, eşşek kadar olmuş. lisedekileri bulduk misal, 10 senedir rastlaşmak, yolda görünce "kesin görüşelim, numaram bu" demek dışında görüşmemişiz bazılarıyla. değişmiş herkes, ismini hatırlamakta zorlandıklarımız var. kimi çin'de kimi avustralya'da, tamam, onlarla haberleşmek için iyi. ama ne kadar yaşlandığımızı ya da hayatın bizi nerelere savurduğunu görmek; "vay, bilmemkim profösör olmuş, aya gitmiş, sen otur burda çömlek gibi" demek ve özeleştiri yapmak için iyi bir site belki de. çözemedim henüz, araştırmalarım sürüyor.

peki ben çalışabilecek miyim, saatbaşı beni dürten var mı, hoşlandığım çocuğun relationship olayı nedir kontrol ediyim, kim kime içki gönderdi bileyim, kimin wall una kim ne yazdı bakayım, eski sevgilim yeni bişi eklemiş mi gözetliyim, o sinir hatun yeni resim eklemiş mi bakayım, peki benim eklediğim foto ya hiç ytorum yapan var mı, beni herhangi bir fotoda tag eden var mı, bizim lise grubuna yeni eklenen var mı, ilkokulum için grup açıldı mı kontrol edeyim, ve bunun gibi bir sürü soru gün içinde kafamdayken nasıl çalışabileceğim.
ortaokulda hiç sevmediğim ve okul değiştirdiğimde çok mutlu olmama sebep olan bir arkadaşımın bir gece beni hatırladın mıııııııııııı diye mesaj attığı sitedir bu site.
inboxımda bir mesaj var, açıp bakamıyorum. hadi 2 naber, napıyosun, ne iş yapıyosun geyiği tamam da, buluşmak istemek neyin nesidir? hele bir de aynı semtte ikamet ettiğimiz ortaya çıktığından beri kendi semtimde bile korkarak yürür oldum. gerçi ben aynı semtte oturduğumu henüz söylemedim, söyleyemedim. her arkadaşın eskimiş olmadığını anlayamayanlar tarafından değeri anlaşılamayan site. sadece bağlar kopar, nasıl ulaşacağını bilemez insan. yoksa ulaşmak ister ama bilemez. bu arkadaşa eskimiş diyebilir miyiz?
şu anda 30 yaşında olan, yani 1977 doğumlu birini örnek olarak alalım.
1984 yılında ilkokula giderler, 1989 yılında ortaokula başlar, 1992 yılında liseye başlarlar. 1995'de üniversiteye gider, 2000 gibi mezun olurlar.
cep telefonu hayatımıza yaygın olarak 1999-2000 gibi girdi. e-mail ise 2000 yılından sonra yaygınlaştı iyice.
1977 doğumlu bir insanın, hala görüşmüyorsa ilkokul, ortaokul ve lise arkadaşlarının cep telefonu ya da e-mail adreslerini bilmesi mümkün değil. üniversite arkadaşlarının ise sadece bir kısmını bilebilir. ilkokul arkadaşı ile nasıl görüşmeye devam edecek ki? 1989 yılındaki iletişim araçları ile şu andaki iletişim araçlarının kolaylıklarını karşılaştırabilir miyiz?

ve bu 1977 doğumlu insan, facebook sayesinde ilkokul, ortaokul ya da lise arkadaşlarını bulabiliyor. hepsiyle görüşmek istemesi, daha doğrusu görüşmesi mümkün değil ancak en azından bir hal hatır sormak, nerede olduklarını, ne halde olduklarını öğrenmek bile insanın yüzünde bir gülümseme yaratabilir.

şu anda herkesin cep telefonu var, herkesin msn'i var, herkesin e-mail'i var. tabii ki herkes istediğiyle görüşebiliyor. liseden çıkarken herkes bir birinin nereye gittiğini, ne yaptığını, ne durumda olduğunu msn'den öğreniyor.

yani ne olur.. yapmayın etmeyin.. facebook'a laf atmayın. benim listemde 110'un üzerinde insan var, belki 90 tanesinin msn'i ya da telefonu hal-i hazırda vardı ancak 20 kişiden fazlasını facebook'ta buldum ve bunların belki de 10 tanesi gerçekten görüşmek istediğim ancak nasıl ulaşacağımı bilmediğim insanlar. bir tanesi ile buluştum ve gerçekten çok mutlu oldum. bu bile bana yeter. sağolasın facebook.. 10 milyar dolarım olsa verir satın alırdım seni..

hadi herkes var dedik, görmediğimiz arkadaşlarımızı bulduk dedik ama içlerinden bir de böyle kişiler çıkınca siteden soğuduk. bir değil, 2 değil ki kardeşim. lisede yüzüne bakmadığımız insanlar bile request yollar oldu.
bu sitenin de boku çıktı diyorum, sonu yakındır diyorum, o kadar...

ay okudum da yazdıklarımı hakkaten ne kadar boş zaman harcıyomuşum..zamanınız dar, sosyallesmek zor olunca bu tür siteler patlıyor haliyle... bilgisayar basinda saatler gecirmeyi goze alıyorsanız, arkadas bulmak, eski-yeni dostları görmek zevkli tabii ki.. ayarını kacirmadan, buldugunuz eski arkadasinizi gercek hayatta da görecekseniz amacına hizet eder. yoksa kahveler, ickiler hepsi sanal olarak kalmaya mahkum. bir gun hep beraber sanal ortama gecerek, gerceklikten uzaklasacagiz bu gidisle..
türkçe desteği eklendiği anda türkiye deki birbirinin aynı olmasına rağmen para alan almayan bütün siteleri anlamsızlaştıracak site. merak ederim o saatten sonra insanlar her açıdan çok çok daha kötü olan (kullanıcılar, özellikler, hız...) siberalem vb. sitelere neden para versinler.
herkes için farklı kullanımları olan bi site.ben mesela bende olmayan milletin beni taglediği fotoğraflar için özellikle takılmayı seviyorum burda.
ortaokul, lise,ilkokul zart zurt...çoook eskilerden ne zaman poz verdiğinizi hatırlamadığınız fotoğrafları görmek insanı mutlu ediyor.
çok da önemliymiş gibi liseden üniversiteden ucundan köşesinden tanıdığım insanları arkadaş listeme eklediğim, kimisinin halen single, kimisinin engaged olduğunu profillerinden öğrendiğim, her gün yeni bir applicationla işlerin arasında küçük eğlenceler yaratmaya çalıştığım, bi an düşününce de "hey allahım nelerle uğraşıyoruz" dedirten sanal zaman geçirme platformu.